Yargı sisteminde "White Supremacy"
Ülke yönetiminde, devlet kurumlarında ve toplum tabanında yaşanan çok yönlü çürümenin sosyal hayattaki iz düşümleri
Ben ODTÜ mezunu bir sosyoloğum. Marmara Üniveristesi Atatürk Eğitim Fakültesi'nden öğretmenlik sertifikam var. İkinci üniversite olarak Uluslararası İlişkiler okudum. Farklı alanlarda sertifika programlarına katıldım. Hayatın bana sunduğu imkanlar dahilinde her zaman elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışan biri oldum. Ailemin, kültürümün öğrettiği doğru değerleri sahiplendim. Evliliğimde iyi bir eş ve iyi bir anne oldum. Olmayacak biriyle evlilik birlikteliği kurduğumdan emin olduğum gün boşanmaya karar verdim. Ayrılığın ardından kendi değerlerime uygun mütevazı hayatımı sürdürdüm.
Türkiye'de Sünni ve Türk kimliği dışında olanlar "makbul vatandaş" sayılmazlar. Devletin gen kodlarına işlenmiş bu ayrımcılık politikası toplumun geniş kesimlerinde karşılık bulur. 2014 Ocak ayında dizayn edilen kurumsal destekli itibarsızlaştırma saldırılarını, bu saldırıların toplum tabanında nasıl karşılık bulduğunu, 2017 Şubat'ından bu yana devam eden dava ve soruşturmalardaki ayrımcılığı bizzat tecrübe ettim. Anne ve çocuğun yüksek yararını gözetmesi beklenen yargı birimlerinin çocuk istismarcısı organize çetelerin güdümündeki kararlara imza attığına defalarca tanık oldum.
Türkiye'de Sünni ve Türk kimliği dışında olanlar "makbul vatandaş" sayılmazlar. Devletin gen kodlarına işlenmiş bu ayrımcılık politikası toplumun geniş kesimlerinde karşılık bulur. 2014 Ocak ayında dizayn edilen kurumsal destekli itibarsızlaştırma saldırılarını, bu saldırıların toplum tabanında nasıl karşılık bulduğunu, 2017 Şubat'ından bu yana devam eden dava ve soruşturmalardaki ayrımcılığı bizzat tecrübe ettim. Anne ve çocuğun yüksek yararını gözetmesi beklenen yargı birimlerinin çocuk istismarcısı organize çetelerin güdümündeki kararlara imza attığına defalarca tanık oldum.
Kişisel olanın politik olduğunu zaten biliyordum. Bu politik süreçte ardı ardına sıralanan kurumsal haksızlıklara maruz kaldığımda, Türkiye'nin bir hukuk devleti değil bir kabile devleti olduğu gerçeğiyle yüzleştim. Para-militer yapılanmaların yargıdaki gücünü; istihbarat süreçlerini manipule edenlerin kimliğini, bağlantılarını, nasıl bir sistemle çalıştıklarını, nitelikli iftiracıların, yalancı şahitlik yapanların hangi yol ve yöntemlerle devreye girdiğini ve bu işlerden nasıl maddi manevi nemalandıklarını yıllara uzanan organize saldırılar vesilesiyle araştırarak öğrendim.
Türkiye'de ne Aleviliğimize ne de Kürtlüğümüze saygının zerresinin dahi olmadığını net olarak biliyorum. Toplumda ahlaki ve bilişsel kapasitesi zayıf, bozuk karakterli saf çıkarcı insanlara, "makbul vatandaş" aidiyetleri üzerinden sırf Türk ve/ya Sünni oldukları için bizler hakkında yargıda bulunma yetkisi veriliyor. Kendi ahlaksızlıklarını ya da yasa dışı eylemlerini kurumsal dikkat çeldirmelerle bizlerin üzerine yıkmaktan geri durmayan bu insan tipolojisi Kürtlüğümüzü "teröristlik"le, Aleviliğimizi kirli zihinlerinin bir yansıması olan seviyesiz iftiralarla özdeşleştirme cüretini kendisinde bulabiliyor. O zehirli dilini mezardaki babamıza kadar uzatma cüretini gösteriyor!
Anne ve çocuğu merkeze koyması gereken Anadolu 11.Aile Mahkemesinin ve Anadolu 14. Asliye Ceza Mahkemesinin duruşmalarında hakimlerin anlamakta bile güçlük çektiğim düzeysiz hal ve tavırlarıyla karşılaştım. Oğlumun, oğlum lehine uzaklaştırma almış bir kadınla aynı çatı altında yaşamasında sakınca görmeyen 11. Aile Mahkemesinin velayet değişikliği kararı, evladım için telafisi imkansız zararlara yol açtı. Davalara bütüncül bakmaktan uzak, taraflı, bağımlı ve sorumsuz yargı yetkililerinin, haklı mücadelemi baltalamak için blogger yazılarımın gerekçe gösterildiği taktiksel "hakaret" davalarında geriye bıraktıkları iki hükümle haksız yere suçlandım. 6284 sayılı yasanın asıl amacının tam aksi yönde suiistimal edildiği dava ve soruşturmaları açan TMSF avukatı Nagihan Gür Altaylı ve Fatih Kemal Altaylı'nın yaşadıkları eve yüz metre yaklaşmam halinde tutuklanmam için kumpaslar kuruldu. Aynı çatı altında yaşayan evladımla bütün iletişim kanallarım bloke edildi.
Anadolu 19. Aile mahkemesinde "kayıt dışı çok yüksek gelirimin olduğu" iddialarına ilişkin olarak, sekiz celse boyunca "araştırıyoruz" açıklaması yapıldı. Haysiyeti hedef alan bu ağır iftiranın boşa çıkması neticesinde ise mahkeme başkanının iftiracı tarafa hiçbir işlem yapma gereği duymadıklarını yüzüme karşı sözlü olarak bildirmesi manidardı. Yargıda bulamadığım hak arayışlarımı Blogger yazılarımda paylaşıyor olmam hakaret gerekçesiyle yargıya taşındı. Hakkımda açılan beşinci soruşturma ve dava, oğlum için talep ettiğim savcılık soruşturmalarına, 'kovuşturmaya yer yok' kararı çıkaran savcılardan birinden geldi. Böylece haklı ve mağdurken beni sürekli olarak kendimi savunmak durumunda bırakan kumpas davaları birbirini kovaladı.
Her şeye rağmen, devletteki paralel yapılanmaların yalan ve çıkar ilişkilerine batmış istihbarat ağlarına güvenerek aleyhimde kararlar alan hakimlerin ve savcıların taraflı, bağımlı, sorumsuz tavır sergilemek yerine süreçlere bütüncül bakabilmelerini umut ediyorum. Çünkü kırık dökük de olsa elimizde hukuktan başka araç yok.
[Yargı ve Emniyet Birimleri; İddialar resmi olarak mahkemelere ya da savcılara sunulmadan*, adli görüntü ve ses incelemesi yapmadan, hesapların sahte olup olmadığı, telefon ve internet hattına dışarıdan müdahale edilip edilmediği tarafsız BİLİRKİŞİ incelemesinden geçmeden herhangi bir yargıya varmamaları konusunda EĞİTİLMELİDİR: Bknz. İftira, yalan tanıklık ve gerçeğe aykırı bilirkişi suçları mercek altına alınmalıdır: Bknz.]
(*) İftiraların boşa düşürüleceğini gayet iyi bildikleri için mahkemeleri arkadan dolanmayı tercih ediyorlar. Böylelikle savunma hakkını da gasp ediyorlar ve Bylock türevi çıkar gruplarıyla yargı kararlarına istedikleri gibi yön veriyorlar.